Türk Milli Kültürü


TÜRK MİLLİ KÜLTÜRÜ

Kültür bir milletin dil, din, ırk, gelenek, görenek ve yaşadıklarının oluşturduğu bir bütündür. Diğer bir deyişle bir milleti diğer milletlerden ayıran ve milletin kendine özgü maddi ve manevi ürünleridir. Dünya üzerinde yaşayan ve geçmişte yaşamış olan her millet kendine özgü bir takım kültürel unsurlar bırakmışlardır. Kültürün oluşumunda dil önemli bir unsurdur. Dil kültürden hem etkilenir hem de onu etkiler. Dil kültürün taşıyıcılığını yapar bir anlamda.Yaşayan kültür diğer nesillere dil aracılığıyla aktarılır. Dil sayesinde insanlar kültürlerinin ve kültürel unsurlarının farkında olurlar.

Kültür bir milletin maddi ve manevi unsurlarının tümünü oluşturur. Manevi unsurları; dil, din, örf, adet ve gelenekler oluştur. Bir milletin kültürünün oluşumunda ve gelişmesinde, çeşitlenmesinde dilin özellikleri vardır. Diğer öğeler insanların kültürüne katkıda bulunur.

Yaşanılan coğrafya, eserler, yapılar kültürün maddi öğelerini oluşturur. İnsanların yaşadığı bölgede kültürün hem etkilerini hem de oluşturdukları kültürden etkilenir. Kültürün oluşumu aslında yaşanılan coğrafya ile ilgilidir. Milletlerin tarih boyunca bulundukları, yaşadıkları bölgeler, coğrafyalar değiştikçe kültürleri de o oranda değişerek, farklılaşarak, çeşitlenecektir. Toplumlar kültürlerini bulundukları coğrafyanın sınırlarına göre, o bölgenin elverdiği ölçütle oluştururlar. Örneğin denize sınırı olmayan bir milletin, bir medeniyetin kültürel öğelerinde denizle ilgili ya da deniz başlığı altında inceleyeceğimiz; balık, tekne, yelken gibi kavramlar bulmamızda o oranda sınırlı olacaktır. Yaşanılan coğrafya kültür için o kadar önemlidir ki milletin kültürel öğeleri içinde bulunan oyunlar, yemekler, törenler bölgenin coğrafi şartları sonucunda oluşur. Örneğin soğuk bölgelerde yaşayan bir milletin kültürel öğeleri içinde o konu ile ilgili ürünler, yaşayışlar ve hatta soğuk ile ilgili atasözleri, yaşamış menkıbeler o oranda şekillenecektir. Yine yaşanılan bölge sıcak bir bölge ise kültür o zamanda ona göre değişecektir. Bırakılan her türlü yapı, görkemli saraylar, mimari ürünler hep bölgenin coğrafi şartlarına göre olacaktır. Yağışlı bir bölgedeki mimari eserlerim ham maddesi ağaç iken, yarı kurak iklimlerde mimari yapıların ham maddesi kerpiç veya toprak olacaktır. Bütün bu örnekler yaşanılan bölgenin coğrafi şartlarının, ikliminin, bitki örtüsünün, özel ve matematik konumunun kültürü nasıl etkilediğini ortaya koymaktadır.

Yine milletlerin komşu oldukları diğer milletlerden kültürün oluşumunda, değişiminde ve çeşitlenmesinde çok etkilidir. Yapılan ticari faaliyetler, savaşlar, geziler milletleri etkilemekte kültürel öğelerde o oranda çeşitlilik kazanmaktadır.

Türk milleti tarihin en eski çağlarından beri varlık göstermiş, dünya toplumlarını etkilemiş, medeniyetler kurmuş, medeniyetler yıkmış, tüm dünya toplumlarını az ya da çok etkilemiş bir millettir. Kurduğu sayısız devletler ve imparatorluklar sayesinde çok farklı milletleri içinde barındırmış, onları yüceltmiş, onlara hükmetmiştir. İlk vatanımız olan Orta Asya’da yüzyıllarca yaşamış. Çin,  Moğol, Hint gibi toplumları etkilemiş ve onlardan etkilenmiştir. Orta Asya’nın iklimine göre kültürleri şekillenmiştir. O bölgelerdeki ezeli düşmanımız Çin ile yaptığımız münasebetler sayesinde ilk alfabemiz olan Göktürk ve Uygur alfabeleri ve o alfabelerle yazılan kelimeler bulunmaktadır. Dilimizde Çin dilinden Türkçeye geçmiş kelimeler bulmak mümkündür. Yine Türkçemizden Çin diline ondan daha fazla oranda etkilediğini söyleyebiliriz. Bu gün Çin’in kuzey sınırlarını kuşatmış olan ve onların kültürlerini muhafaza etmek için yaptıklarını söyledikleri Çin Seddi aslında Türk hakanı Mete’nin yanı Asya Hun Devleti’nin akınlarını durdurmak için yapılmıştır. Bugün Çin kültüründe Çin Seddi’nin büyük önemi vardır. Her türlü gelenek, görenek ve yaşayışları bu Çin seddinden öğeler barındırır. Hatta Çin atasözlerinde Çin seddinin geçtiğini de bugün görmekteyiz. Bu bize Türklerin Çin kültürünü nasıl etkilediğini ortaya koymaktadır. Moğol kültürü Türk kültüründen o kadar etkilenmiştir ki Moğollar gitgide Türkleşmişlerdir. Göktürk devletinin meydana getirdiği ve Türk edebiyatının ilk yazılı eseri olan Göktürk Kitabelerinde Bilge Kağan Türk milletinin kültüründen ve milli değerlerden bahsetmektedir. Türk milletine Çin’in ipek kumaşına, tatlı sözlerine kanıp devletin merkezinin Çin’e yaklaştırmamalarına, kalabalık Çin nüfusu Türklerin ve kültürlerinim asimile olacağını, söylemiştir. Gök parçalanmadıkça, yer delinmedikçe Türk kültürünün asla bozulmayacağını söylemiştir. Uygur devletinin komşularıyla ilişkisi neticesinde Mani dinine girdiler. Bu dine girmeleriyle birlikte Türk kültürünün temelini barındıran çeşitli unsurları da değiştirdikleri. Bu dinin geleneğine uygun olarak et yemeyi bıraktılar. At sırtında geçen göçleri, yaşam tarzını bıraktılar. Yerleşik hayata geçtiler. Yayla ve kışlaya ait kültürel öğeleri bırakıp kalıcı mimari eserler bıraktılar. Bu mimari eserlere yapılan çeşitli işlemeler sebebiyle Türk kültüründe taş işlemeciliği, mimari eserlere yazı yazma, resim yapma gibi faaliyetler görüldü. Ayrıca Uygurların yerleşik hayata geçmesi sebebiyle eskiden göçebe yaşam tarzı nedeniyle, uygulamaya konulmayan hapis cezaları verilmeye başlandı. Böylece ceza konuları ve cezalar değişti töreler değişti.

Türkler yaşam koşullarının gittikçe kötüleşmesi ve nüfusun artması ve diğer nedenlerle Orta Asya’dan batıya doğru yüzyıllar süren büyük göçler yapmışlardır. Gittikleri her bölgede Türk kültürünü, yaşayışını, adetlerini ve töresini göstermişler ve o bölgelerdeki milletleri etkilemişlerdir. Nasıl o milletleri etkilediği gibi kendisi de onlardan etkilenmişlerdir. Böylece Türk kültürü değişmiş, farklılaşmış ve çeşitlilik kazanmıştır. Türkler o kadar geniş coğrafyaya yayılmışlar ki Türk akınları sayesinde Karadeniz’in üstünde yaşayan barbar kavimlerini yerlerinden etmişler. Kavimler göçü denen bu olayla o kavimler Avrupa’ya geçmiş ve büyük Avrupa medeniyetinin temeli olmuşlardır. Gördüğünüz gibi İlk Çağın bitip Ortaçağın başlamasına neden olan kavimler göçü Türk akınları sayesinde meydana gelmiştir. Türkler Avrupa’da bilinmeye, öğrenilmeye Avrupa içlerine yayılmaya başladı. Atilla zamanında Türk kültürü Avrupa’ya damgasını vurmuştur. Avrupalılar atı, üzengiyi, ve yoğurdu Türklerden öğrenmişlerdir.

Türklerin 751 Talas savaşında İslamiyetle tanışmaları ve ardında 10.yy da kitleler halinde İslamiyete geçmeleri Türk kültürünün İslami motifler kazanmasını sağladı. Türk milli kültürü, Türk-İslam kültürüne dönüşmüştür. Her türlü kültürel öğelerimiz islamiyetle birlikte yeni bir boyut kazandı. Alfabemiz, yaşayışımız, mimari eserlerimiz, yazılı eserlerimiz, geleneklerimiz, örf ve adetlerimiz, düğünlerimiz, evlenme, boşanma, aile kurumumuz ve daha sayamadığımız birçok kültürel unsurumuz İslami bir görünüm kazandı. Kısaca maddi ve manevi kültürel unsurlarımız İslamiyetle birlikte yeni bir görünüme kavuştu. İslami kurallar geçerli olmaya başladı. Bütün bu kültürel faaliyetlerle birlikte edebiyatımızda değişti. 13.yy’dan itibaren Türk edebiyatında islamiyetin etkisiyle gelişen Divan edebiyatı ortaya çıktı.

Hindistan’da bugün islami bir kitlenin varlığında Gazneli Mahmut’un Hindistan’a düzenlediği 17 seferin büyük önemi vardır. O bölgelerin Türkleşmesinde ve İslamlaşmasında ve kültürümüzün çok geniş coğrafyalara yayılmasında etkili oldu.

En geniş sınırlara sahip Türk devleti olan Büyük Selçuklu devleti içerisinde çok farklı kültürleri barındırıyordu. Arap ve İran kültürü devlet içerisine o kadar işlemişti ki Büyük Selçuklu devletinin resmi dili Farsça, eğitim dili Arapça iken sarayda ve ordu içersisinde Türkçe konuşuluyordu..

1071 yılında Malazgirt savaşıyla Anadolu maceramız başlamıştır. Türkler artık yeni bir coğrafyaya sahip olmuşlar, bu bölgeleri çok sevmişler ve Anadolu demişler. Artık Türk kültüründe Anadolu’da kendine yer bulmuştur. Türk kültürü dünyaya o kadar damga vurmuştur ki mesela Türklerin kuzeye kara, güneye ak ve doğuya kızıl demesiyle Karadeniz, Akdeniz, Kızıldeniz adını Türkler koymuştur. Hazar Türkleri sayesinde Hazar denizi adını bulmuştur. Bugün Sibirya denen bölgeye Sibir Türkleri o ismi vermişlerdir. Türkler islamiyeti  Batıya, Avrupa’ya taşıdılar özellikle Osmanlılar zamanında Avrupa Türk-İslam kültürüyle kavuştu. Bugün Avrupa’da sayısız Osmanlı eseri görmek mümkündür. Camiler, köprüler, çeşmeler, çeşitli medrese ve mimari eserler Avrupa’da Türk-İslam kültürel eseridir.

Anadolu Selçuklu devletinin zamanında Türk kültürüne Moğollar büyük darbe vurdu. Anadolu’daki çoğu eseri yakıp yıktılar. Bağdat’taki kütüphaneleri ve birçok Türk-İslam eserini yaktılar.

Osmanlının derin hoşgörüsü sebebiyle devleti içerisinde yaşayan sayısız kültürler bir arada ve hoşgörüyle yaşadı. Batı kültürü, Doğu kültürünün üstünlüğünü öğrendi. Fatih İstanbul’u fethederek dünya tarihini incelediğimizde Orta Çağ kapandı ve Yeni Çağ başladı. Türklerin ticaret yollarını ellerinde bulundurmaları sebebiyle Avrupalılar yeni ticaret yolları keşfetme ihtiyacı duydular. Coğrafi keşifler yapıldı. Avrupalı bilim adamları ve Müslüman bilim adamları birlikte yaşamaya birbirlerinde faydalanmaya başladılar. Avrupalı bilim adamları Müslüman bilim adamlarının ve bu kültürün kendi kültürlerinden çok ileride olduğunu anladılar. Müslüman bilim adamlarının bilgilerinden yararlandılar. Sonra öğrendiklerini Avrupa’ya götürdüler. O skolastik düşünceye sahip olan Avrupa milleti bu bilgiler sayesinde akıl ve bilimi kullanmaya başladılar. Bunun neticesinde Avrupa yeniden doğdu. Avrupa önce Rönesans ardından da Reform hareketi yaşadı. Bütün bu sayılan olaylar Türklerin dünya kültürüne ne kadar yön verdiğini gösteren belli başlı olaylardır.  Kendi hoşgörü politikasıyla gittikleri bölgelerdeki kültürleri yıkmamış o kültürlerle kendi kültürünü bir arada bulundurmak, sürdürmek istemiştir. Yıllarca bir arada yaşayan kültürlerle birbirlerini etkilemiş ve birbirlerinden etkilenmişlerdir. Bugün Avrupa’da birçok dilde Türkçe kelimeye rastlıyorsak, dilindeki kelimelerin yarısına yakınını Türkçe oluşturuyorsa ve yine bugün Sümerlerin Türk olabileceği söyleniyorsa bu Türk dilinin ne kadar geniş coğrafyalara yayıldığını gösterir.  Türk dilinin ne kadar güçlü olduğunun göstergesidir. Çünkü dünyada 18 alfabesi olan tek millet Türk milletidir.

Türk kültürüne en büyük darbeyi Rusya vurmuştur. Rusya Türk kültürünün, maddi ve manevi öğelerini, unsurlarını değiştirmek istemiş o bölgelerde yaşayan Türkleri Ruslaştıran bir politika izlemiştir.

Kültürümüzle ne kadar övünürsek azdır. Bizi birada bulunduran kültürümüzdür. Kültürümüz sayesinde geçmişte büyük medeniyetler kurduk ve çeşitli medeniyetleri etkiledik.

Türkler 19. yy ortalarından itibaren Batıyla tanışmaya ve Batı’nın kültüründen etkilenmeye başladı. Batı kültürü her yönüyle yaşantımızı, adetlerimize girmeye başladı. Kültürümüzün maddi öğeleri Batı kültürüyle yeni bir yorum kazandı.

Görüldüğü gibi Türk kültürü dünyanın çok geniş bölgelerinde varlığını sürdürmüş ve bugün hala sürdürmektedir. Yaşanılan bölgelerde Türk kültürü de çeşitli kültürleri etkilemekte ve onlardan etkilenerek çeşitlenmektedir.

Kültür dünyada yaşayan ve derin yankılar uyandıran olaylardan bağımsız değildir. Fransız ihtilali, sanayi devrimi, dünya savaşları her yönüyle dünya kültürlerini etkilemiştir. Dünya kültürlerine zaman zaman katkı sağlamış zaman zamanda yüzyıllar boyunca medya getirilen kültürler değişmiş ya da yok edilmiştir. Yaşanılan teknolojik gelişmeler ve bilimsel faaliyetler kültürleri derinde etkilemektedir.

Bugün yaşadığımız coğrafya olan Anadolu Türk milletinin kültüründe her yönüyle yerini bulmuştur. Anadolu’nun Anadoluluların acılarını, sevinçlerini her türlü faaliyeti Türk kültürünü yeniden şekillendirmiştir. Kültürümüz o kadar çeşitlidir ki bugün ülkemizin her farklı yerinde ayrı kültürel öğeler, faaliyetler bulunur. Örneğin Karadeniz’de yaşayan Lazların kendine has oyunları, düğünleri vardır. Onlar için deniz ve balık çok önemlidir. Lazların yemek kültüründe balığın her çeşidi vardır. Yine doğu bölgelerimizde yaşayan insanların kendilerine has düğünleri, oyunları, törenleri, yemekleri ve yaşayışları vardır. Bunların hepsi bizim kültürümüzün zenginliğidir. Yöreler arasında kültürel öğe farklılıkları vardır. Müzikler, oyunlar, yaşayışlar, yemekler, giysiler ve sayamayacağımız daha birçok farklılıklar vardı. Örneğin batıda efeler zeybek oynarken, kuzeyde Lazlar horon, doğuda halay, Ankara’da misket Trakya’da roman havası oynanır. Bunlar hep Türk kültürünün zenginliğidir. Her unsur Türk kültürünün farklı bir yönüdür.

Sonuç olarak Türk kültürünün ne kadar derin kökleri olduğunu, geçmişte ve günümüzde nasıl dünyanın çeşitli kültürlerini etkilediğini söyleyebiliriz. Aslında kültürümüz hakkında burada söylemediğimiz birçok öğe bulunmaktadır. Hepsini burada anlatmak mümkün değildir. Daha çok örnek verebiliriz. Son olarak diyebiliriz ki bütün bunların ışığında kültürümüzü bilmemiz, kültürümüzü gelecek nesillere aktarmamız farklı kültürlerin etkisinde kalıp kendi milli kültürümüzü unutmamız gerekir. Çünkü Türk kültürü hiçbir millete nasip olmayacak kadar geniş coğrafyalara ve zenginlikte varlığını sürdürmektedir. Bize düşen görev kültürümüzü devam ettirmek, kültürümüze sahip çıkmak, onu gelecek nesillere doğru aktarmak, kültürümüzü hiçbir milletin boyunduruğu altına bırakmamak olmaktır. Unutmamamız gerekir ki kültürüyle zenginleşmeyen, kültürünü sağlam temele dayandırıp nesilden nesle iletmeyen bir millet, he zaman yok olmaya mahkûmdur.

 


Beğendin mi? Arkadaşlarınla paylaş!

73
3 comments, 6 shares, 73 points

Bu Yazıya Tepkiniz Nedir?

Şaşkın Şaşkın
4
Şaşkın
Duygusal Duygusal
2
Duygusal
Sevimli Sevimli
3
Sevimli
Tiksinç Tiksinç
2
Tiksinç
Berbat Berbat
0
Berbat
Muhteşem Muhteşem
6
Muhteşem
Komik Komik
4
Komik
İlginç İlginç
1
İlginç
Mutlu Mutlu
5
Mutlu
hate hate
6
hate
confused confused
3
confused
fail fail
1
fail
fun fun
0
fun
geeky geeky
6
geeky
love love
4
love
lol lol
5
lol
win win
2
win

3 Comments

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir